‘EZANI İŞİTMİŞKEN NASIL CÜRET EDİYORSUN?’
Namazın yalnızca bir ibadet değil, kulun Rabbiyle buluşması olduğuna dikkat çeken Sâ’î, ezanı duyduğu halde namaza yönelmeyenlere seslendi. İnsanın bütün dünya meşguliyetlerini bir kenara bırakıp kendisini yaratan Allah’ın çağrısına kulak vermesi gerektiğini vurguladı.
Sâ’î, öğüdünde şu ifadeleri kullandı:
“Namaz kılmayanlara her zaman derim ki: Nasıl cüret ediyorsun? Nasıl cüret ediyorsun? Üstelik ezanı işitmişken. İşitme ne demektir bilir misin? Ezanı işitmektir.”
‘ALLAH SANA ELİNİ UZATIYOR’
Ezanın, insanı Rabbine dönmeye çağıran bir davet olduğunu dile getiren Sâ’î, bu çağrının manevi anlamına dikkat çekti. Allah’ın büyüklüğünü hatırlatan ezanın, kul için bir arınma ve yeniden yönelme fırsatı olduğunu ifade etti.
Sâ’î,
“Yani Allah sana elini uzatıyor! Ey Bessam, bu senin için arınmadır. Allahu Ekber. Ben buradayım, etrafındaki her şeyden daha büyüğüm. Elimi tut, elini elime koy! Ben en büyük olan Allah’ım, her şeyi kuşatanım”
sözleriyle dinleyenleri derin bir muhasebeye davet etti.
‘EZANI DUYUYORSUN, AMA SEN UYKUDASIN’
İnsanın bazen uykusunu, işini ve günlük telaşlarını namazın önüne koyduğunu hatırlatan Sâ’î, ezandaki çağrının özünde kurtuluşa davet bulunduğunu vurguladı.
“Hayye ale’s-salah, hayye ale’l-felah”
sözlerini hatırlatan Sâ’î, yani
“Haydi namaza, haydi kurtuluşa”
çağrısına rağmen insanın uyumaya veya başka işlerle meşgul olmaya devam etmesini sorguladı.
Sâ’î, öğüdünü şu sözlerle tamamladı:
“Ezanı duyuyorsun ve ben uykudayım veya başka bir şekilde meşgulüm. Nasıl, nasıl cüret edebilirsin? Allah sana elini böyle uzatmışken…”
Ezanın insanın ruhuna yönelen bir davet olduğunu hatırlatan bu sözler, namazın günlük telaşlar arasında ertelenmemesi ve kulun Rabbiyle bağını diri tutması gerektiğine dair duygusal bir mesaj taşıyor.